Göçmen Bir Oğul yalnızca bir bireyin hikayesi değil, sessizlik, hafıza ve dirençle birbirine bağlı üç neslin ciddi yolculuğudur.
Sırbistan'dan İstanbul'a göç eden ve beraberinde yer değiştirmenin sessiz ağırlığını ve geride bıraktıkları hayata olan bağlılığı taşıyan bir aileyle başlıyor. Özünde, İstanbul'da doğup daha sonra Londra'da yeni bir hayat kuran, geçmişin parçalarını özlem ve düşüncelerle şekillenmiş bir bugüne dönüştüren bir çocuğun hikayesi yatıyor.
Bir zamanlar Tito'nun ordusunda görev yapmış bir babanın solmuş anılarını, savaş sonrası Sırbistan'da hayatta kalma mücadelesi veren Boşnak bir annenin sarsılmaz gücünü ve varlığı hâlâ eski Osmanlı sınır kasabası Novi Pazar'da yaşayan bilge bir adam ve Bektaşi şeyhi olan büyükbaba Nafiz Bey'in manevi mirasını hatırlatıyor.
Bu bir savaş hikâyesi değil, ama savaş sessizliğinde yankılanıyor. Bu bir göç hikâyesi, ama yalnızca mekânlar arasında hareket etmekle ilgili değil; bilmediğin topraklara kök salmak için sessiz ve çoğu zaman görünmez bir çabayla ilgili.
Burada bir aile var; sadece kan bağıyla değil, aynı zamanda hafıza ve tahammülün ortak yüküyle.
Geride bıraktığımız topraklar ne kadarımızı şekillendiriyor?
Peki sınırlar aşıldıktan çok sonra bile geçmişin ne kadarı içimizde yaşamaya devam ediyor?
Bu kitap, şehirlerde, sessizliklerde ve miras kalan gölgelerde yürüyen bir adamın sessiz kroniğidir; cevapları değil, anlamı arar.